top of page

Gençler olarak doğa ile olan bağlarımızın eylemlerimiz üzerindeki etkileri


Kayalıkların arasında, yuvarlak bir şeyin içinde oturan baykuş.
Fotoğraf: İnci Şardağ

Modern dünyada genç olmak doğa ile olan bağlarımızı nasıl etkiliyor? Bu soruya cevap aramaya modern dünyada genç olmayı ve yaşamayı ele alarak başlayalım. Yeniden Etkinliğinde Youth for Good, genç olmanın bütünsel bir tanımına ulaşabilmek amacıyla katılımcılardan gençliğin onlar için ne ifade ettiğine dair düşüncelerini toplamıştı. Çeşitli yaklaşımlar arasından gençler için “gençlik” tanımını belirten birkaç ifade şu şekildeydi: başarısızlığı özgürce deneyimleyebilmek, dinlemeye, anlamaya ve aktarmaya açık olmak, değişme cesareti ve değişime olan inancı sürdürebilmek. Kapsayıcılık, insan hakları, erişilebilirlik ve sürdürülebilirlik gibi birçok alanda aktif rol alarak ön plana çıkan kesimin de gençler olduğunu düşündüğünüzde gençliğin modern dünyadaki değiştirici ve dönüştürücü güç olduğunu fark etmeniz çok da uzun sürmeyecektir.


Dikenli bir tel üzerine konmuş mavi bir kuş. Kanatları açık.
Fotoğraf: İnci Şardağ

Peki gençliğin doğa ile olan bağlarını düşündüğümüzde nasıl bir tabloyla karşılaşırız? Öncelikle belirtmek gerekir ki modern insanın en büyük huzursuzluklarından biri varlığını anlamlandırma çabası olmuştur. Bu durum sanat perspektifinden birbirini takiben 3 farklı akımın doğuşuyla da açıklanabilir: modernizm, modernist anlatı ve postmodernizm. Detaylarına girmeden özetlemek gerekirse modernizm, Rönesans Dönemi’nden itibaren bilim alanındaki gelişmelerden beslenerek insan varlığının akıl ve bilim yardımıyla açıklanabileceğini ileri süren rasyonalist ve pozitivist bir düşünce akımıdır. Modernist anlatı ise modernizmin aksine insan varlığının bu kadar basit bir yaklaşımla açıklanamayacağı savunur; insanın hisleri, düşünceleri ve davranışlarıyla çok daha karmaşık bir varlık olduğunu ileri sürerek bireyselliğe ve bireylerin toplumla olan çatışmalarına odaklanır. Özgürlüğün ancak bireyin varlığını anlamlandırması ile mümkün olabileceğini düşünür ve varlığını anlamlandırma arayışında olan bireyin huzursuzluğunu, bunalımını, iç ve toplumla olan çatışmalarını öne çıkarır. Postmodernizm, modernizm ve modernist anlatının benimsediği anlam arayışını reddeder. Aksine varlığın anlamının bilinemeyeceğini kabul ederek bireyi bu boşluğu dolduracak ve yaşamdan keyif almasını sağlayacak eylemlere yönlendirir.


Konudan çok uzaklaştık gibi görünse de biraz önce sorduğumuz sorunun tam olarak üstüne basıyoruz. Bu üç sanat-düşünce akımından yola çıkarak modern insanın zamanla özünden uzaklaştığını, bu sebeple de varoluşunu anlamlandırmak amacıyla çeşitli çatışmalara girip belirsizliği ortadan kaldırmaya yönelik verdiği çabayı görebiliriz. Bireyin varlığını anlamlandırma çabası doğa ile olan bağlarının zaman içinde zayıfladığının ve hatta koptuğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Modern dünyanın bize unutturduğu en temel şeylerden biri insanın diğer her canlı organizma veya cansız varlık gibi fiziksel ve kimyasal süreçler sonucunda oluşan evrimsel sürecin dolayısıyla doğanın sadece bir parçası olduğudur.


Gençlik ve doğa ilişkisine gelince doğa ile olan bağlarını yeniden kurmaya ve doğanın bir parçası olduğunu hatırlamaya çalışan genç bir kuş gözlemcisi olarak yaptığım gözlemler sonucunda gençliğin gücünün diğer alanlara kıyasla doğa ile ilgili meselelerde, doğa koruma ve iklim krizi ile mücadele örnek olarak verilebilir, daha zayıf kaldığını veya temelsiz bir şekilde yapılandırıldığını düşünüyorum. Bu argümanı desteklemek amacıyla doğa koruma alanında doğa dolayısıyla canlılar üzerinde yaratılan ve yaratmaya devam ettiğimiz tahribatı yok sayıp yıkımı engellemek için aksiyon almaktansa, olumsuz sonuçlarını nötralize etmeye odaklanan metodlar ve uygulamalara başvurmamız veya sürdürülebilirlik gibi birçok alanda doğa ile uyum meselesine odaklanırken aynı zamanda yeni endüstrilerin oluşumunu desteklememiz ve yıkım için bilinçsiz olarak yeni ortamlar oluşturmamız örnek olarak verilebilir.


İçinde bulunduğumuz ve bir elemanı olarak doğduğumuz kapitalist düzenin görünmez parmaklıkları arkasında bu durumu fark etmek ve kendi eylemlerini eleştirmek tahmin edilebileceği üzere gençler için pek de kolay olmuyor. Bu noktada bireyin varlığını anlamlandırma meselesine ek olarak yeni bir belirsizlikle karşılaşıyoruz: bireyin doğayı ve doğa ile olan bağlarını anlamlandırma meselesi.


Daha önce de değindiğimiz üzere birey, anlamlandıramadığı meseleler veya ilişkiler konusunda huzursuzluk, bunalım gibi duygularla karşı karşıya kalır ve bütünsel, kapsayıcı bir bakış açısı benimseyemez. Gençlerin doğa ile ilgili alanlardaki eylemlerini etkileyen temel faktörlerin altında evrimsel süreci anlamlandıramamalarının ve doğa ile olan bağların kopukluğunun yattığını söyleyebiliriz. Doğa ile zaman geçirmek onu anlamamızı, tanımamızı ve yeniden ona ait hissetmenizi sağlar. Doğayı anlamak ve ev sahipliği yaptığı diğer organizmaları tanımak bireyi var olma sebebini fark etmeye yaklaştırır. Bu farkındalık hissini tatmak isterseniz yaşam rutininizi bir an olsun bozmanızı ve ani bir kararla yanınıza hiçbir şey almadan, özellikle de modern dünyanın ihtiyaç olarak vurguladığı para, telefon vb. maddi nesneler, çevrenizdeki en yakın koruya veya ormana gidip tek başınıza doğa ile vakit geçirmenizi öneririm. Fransızca’da bu tarz bir yaklaşımı anlatmak için “Flâneur” kelimesi kullanılır. Aylak gezgini anlamına gelen flanör kelimesi, modern dünyanın karmaşasından kendini soyutlamış, yürümenin felsefesine odaklanarak amaçsızca dolaşıp gözlem yapan ve düşünen bir tipi yansıtır. Flanör, doğada gözlem yapmanın doğa ile bağ kurabilmek ve ait hissedebilmek konusundakini önemini bir kez daha vurgular.


Bir çam ağacı üzerine konmuş ve konmaya çalışan kuşlar.
Fotoğraf: İnci Şardağ

Toparlamak gerekirse gençliğin değişim ve dönüşüm konusundaki gücü yadsınamayacak ve hafife alınmayacak düzeydedir. Ancak özellikle doğa söz konusu olduğunda gençlerin eylemlerinin doğaya aidiyet duygusu göz ardı edilerek veya doğa ile kopuk, güçlendirilmemiş bağlar üzerinden kurulduğu görülebilir. Bu noktada doğada zaman geçirerek ve gözlem yaparak doğa ile olan bağlarımızı sağlamlaştırmak ve evrimsel sürecin bir sonucu olarak var olduğumuzu kabul etmek dönüştürücü eylemlerimizdeki sorumluluğumuzu artırsa da kendimizi eleştirebilmemizi sağlayarak daha derin ve kapsayıcı bir dönüşümü benimsememize yardımcı olacaktır. Bu yazıyı sonlandırmadan önce eleştirel düşünmeyi odağına alan çizgi roman dünyasından okunması kolay bir tavsiyede bulunmak isterim. Doğa ile ilgili konularda eleştirel bir perspektif sunan Derrick Jensen ve Stephanie McMillan tarafından kaleme alınan “Kıyamet Koparken İnkar İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey” çizgi romanını okumanızı tavsiye ederim.


İnci Şardağ

Kuş gözlemcisi

109 görüntüleme

Comentarios


bottom of page