top of page

Dolusuna Bir Ağ

Sanatın sadece lüks yerlerde değil, her yerde, yaşta ve zamanda olabileceği ile karşılaştığım anlar heyecanlanıyorum. Talebeyiz Biz gençlerinin sergi haberini duyduğum zaman da aynı şekilde çok heyecanlandım. Gençlerin ilk eserlerini sundukları Silgi Sergisi’nin etkisi de büyük bunda şüphesiz.


“Gençler de var!” Sergisi’nin açılışında, kapıdaki kalabalık ciddiye alınan hayatların peşinde nasıl da kalabalıklar oluşturduğunu bir kez daha gösterdi bana. Birbirleriyle konuşan insanlar, tanışan insanlar, birilerini karşılayanlar… Dolusuna bir ağ sergi girişinde birbirlerine sarılmış bekliyorlardı. Aklıma şu satırlar geldi:


“Yaşamak şakaya gelmez,

Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

Bir sincap gibi meselâ,

Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.”


Tıpkı gençlerin Tütün Deposu’nda çizdikleri, birleştirdikleri ve söyledikleri gibi.



Ciddiye Alınan Bir Hayat

Kendine ait bir alan oluşturma isteği küçüklükte başlar. Odalarında, sokakta, sınıfta, arkadaşlarla oyunlarında, kimi zaman da hayâl dünyalarında bir hayat kurar Biz İsterizciler. Sorular kovalar birbirini bu hayatın içinde. Bazı cevaplar çıkar ortaya.


Bu sırada Biz Bilirizciler görünür etrafta. Kimi zaman odalardan çıkar, kimi zaman sokaklardan, sınıflardan, kimi zaman oyunlardan. “Biz biliriz,” diye başlarlar söze, “biz biliriz sizin için ne iyidir ve yine biz biliriz bu dünyada ne yapmanız gerekir.”

Biz İsterizciler’in soruları, cevapları zihinlerinin bir köşesinde tıkanır Biz Bilirizciler karşısında. Uzun süren sessizlikler başlar, ara ara çığlıklar, öfkeli hıçkırıklar. Ve Biz Bilirizciler peşinden sürükler kendilerine ait bir dünya üzerine düşünen bu kişileri. Hayâller, umutlar, düşünceler, istekler, heyecanlar etrafa savrulur. İsterseniz ölüm diyelim buna, isterseniz yağmalama. Ölümü, yağmalamayı isteyenler her yerde. Şanslıyız ki savrulanları şefkatle ve sevgiyle bir araya getirerek yaşamak istediklerini dile getirenler de öyle.


Bu sebeple hikâyeler devam ediyor. Gençlerin hikâyeleri de öyle.


Biz İsterizciler’in içlerindeki kalpleri ve düşüncelerindeki yangın büyür. İçlerine sığmaz artık, dile gelir: “Ben sürüklenmek istemiyorum.”; “Biz sürüklenmek istemiyoruz.” cümleleri yayılır etrafa. Sonra bir sessizlik olur ve biraz yorgunluk. Biz İsterizciler sorar: “Peki ne yapacağız?” Soru yayılır Biz İsterizciler arasında. Cevaplar bulurlar sorularına. Sonra farklı yerlerden sesler eşlik eder Biz İsterizcilerin sorularına ve cevaplarına. Yeni sesler, fikirler, eylemler havada dolaşır ve birbirine sarılır. Böyle büyür dayanışma, 25 Ağustos’ta Tütün Deposu’nun önünde olduğu gibi.


“Gençler de var!” Biz İsterizciler’in “Sürüklenmek istemiyorum.” demesiyle başladı. Şanslıyım ki bu ses bana da ulaştı. Sergi çalışmaları başlamadan, bir grup genç ile Dışavurumcu Sanat yoluyla kolaj çalışması yapmak için bir araya geldik. Etrafa savrulan hayâller, umutlar, çeşitli duygular birleşti kolaj çalışmasında ve Biz İsterizciler ses çıkardı: “Gençler de var!” diyerek.

Savrulanları şefkatle ve sevgiyle bir araya getirerek yaşamak istediklerini dile getirenler var olduğu sürece hikâyeler devam edecek demiştik. Sesleri duyarak ve çoğaltarak yaşama dair hikâyeleri büyütmek dileğiyle..


105 görüntüleme

Comments


bottom of page